29 Temmuz 2008 Salı

yarı uyanık...

"zamanı gelmişti" diye düşünüyordu. parmakları titriyor, siyahtan başka renge yer olmayan o sokakta üstündeki ıslak, kara lekeli paltoya bakıyordu, görmeden. ne tuhaftı, tek bildiği zamanın geldiğiydi, o sadece itaat etmişti.

bir duvar vardı, bir böcek-insan, bir bıçak ve bir kâbus... hepsini birden görmek, her birinin kokusunu ve aciz bırakan gücünü algılamak ve zamanın ne toprağa ne denize ne de göklere benzeyen sonsuzluğunu, sonsuzluğun hükmünü dinlemek fazla gelmişti işte. sokuvermişti bıçağı. kâbusa, böcek-insana ve duvara veda etmişti ama.. ama işte bıçak hâlâ elindeydi ve paltosunda kara lekeler vardı. uyandığında ruhundaki ışığı, ışığın altında kırmızı lekeleri, lekelerin kokusunda kendine nefretini gördü.

ölmüştü ama uyanıktı. aslolan da buydu...

6 yorum:

Unknown dedi ki...

piçak...

Diego Perini dedi ki...

bloguna hoşgeldin tekrardan serpil abla! :)

inesis. dedi ki...

"ölmüştü ama uyanıktı. aslolan da buydu."

a. dedi ki...

uyur birgün,uyuturlar...

a. dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Unknown dedi ki...

.... arada bir bilgisayarı temizlerken bunları bulur,okur ve o an hissettirdiği şeye bağlı olarak siler ya da saklarım. yukarıdaki başlığı da öyle buldum! onlarca dosya arasına saklanmış, belli ki altı doldurulmak üzere başlık fonlarıyla yazılmış bir HAYAT SÖKÜĞÜ ibaresi... belki altına bir tek sözcük yazılmış olsa çöp kutusuna atar,geçerdim ama bu haliyle bana şimdiye dek okuduğum en doğru metin gibi geldi. kendini bu kadar iyi anlatmasına,dürüstlüğüne ve sadeliğine hayran kaldım... bir yol tabelası kadar netti işte. hayat sökülmeye başladığı andan itibaren,binbir emekle ve tecrübelerini düğümleyerek ördüğün yaşam ilmeklerinden üç beş tanesi arka arkaya kaçmaya başladığı andan itibaren, durup bu kötü manzarayı izlemek dışında yapacak birşey yoktur. durdurmaya kalkar ya da çekiştirirsen,o panikle sadece daha fazla ilmeği çözersin... durumu tespit edip beklemek,herşeyin farkına varana kdr izlemektir en doğrusu! ancak söküğün iyi örülmüş bir ilmekta takılıp kalmasından sonra,artık hasarı onarmak için harekete geçebilirsin. yaşamın sökülmesi, kendi acısını dışarıdan seyredebilmek gibi geçici bir yetenek kazandırır insana. öyle ki,bu acıyı hakettiği gibi duymk,anlamak,hissetmek üzere boş bir sayfanın karşısına oturur, tepesine hayat söküğü yazar ama altına hiçbirşey ekleyemezsin!.. çünkü artık kontrol sende değil,birbiri ardına hayatında delikler açan o küçük,kıymetli ilmeklerdedir. acıdığını bildiğin ama hissedemediğin bir yerde, giderek büyüyen bir boşluk oluşturuyordur. boşluğun anlamının ne kdr büyük olduğunu görüp şaşırabilir, onun getirdği soğukla ürperebilirsin ama çözülenlere de dokunamaz,onları tekrar bağlayamaz... ve hayır; duyman gereken acıyı duyamazsın!.. başlığın altındaki boşluktadır tüm mana,tüm hissedilebilenler... sonra,söküğün şu kahraman ilmeğe gelip dayandığı ve geçit bulamayıp tıkandığı andan sonra diyorum, yaşamn,ının kontrolünü kendi ellerinde hissettiğin bir gece vakti gidip o iki sözcüğü, ve altındaki boşluğu bulursun... o ana kdr bu parçalanma sürecini başlatan şeyin ne olduğunu,o kıymetli düğümlerinin çözülmesine neden olan darbenin nereden geldiğini hiç düşünmemişsindir! çünkü aslolan 'resmin tamamını görmek'tir senin kitabında, ayrıntılara takılmanın gerçeği puslandırdığına inandırmışsındır kendini. (halbu ki sevdiğin bütün resimler,içinde sana resmin tamamından çok daha fazlasını hissettiren bir ayrıntı saklayanlardır. mesela bir bileğin kıvrıldığı yerdeki incecik bir çizgi,alna yapışmış birkaç saç teli,kalın bir mavi içinde fırçanın dokunmadan geçtiği bir silik nokta,karşısına her geçtiğinde bir bakışta yerini bulup uzun uzun bakabildiğin o tesadüfi gölge...) resmin tamamını görmek saplantısıyla, içindeki 'sana özel aslolan'ı bulma şansını bir türlü vermemişsindir kendine... hayatının içindeki özel desenleri, belki de senden başka herkesin farkettiği en karakteristik renk değişimlerini hiç görmemişsindir. varolduklarını, hatta senin birer parçan olduklarını bilsen belki çok seveceğin yaşam ayrıntılarını asla ciddiye almamışsındır, ''aman ha resmin bütününü kaçırmayayım'' tedirginliğiyle. neyse... düşünmeye başlarsın ve işte sorular yığınla üstüste gelir: Neydi o ölümcül ayrıntı? O çözülme ne diye başladı? bu, yazdığın herşeyi silip yaşam çözülmesiyle boşluk arasındaki ilişkiyi yeniden kurmak, yanıtı gayet iyi özümsediğin halde üretmeye devam ettiği soru işretlerinle anlamı deşmekten vazgeçmek, boşluğu küçümsemek yerine anlamın bir parçası olarak kabullenmek için doğru bir anda olduğunu gösterir. O çözülme niye başladı? Çünkü yaşamını örerken hiçbir ilmeği gerçekten sevmedin,sahiplenmedin. bir ilmeği diğerine bağlarken sadece tutturdun; eklemedin,hayatını bütünlemedin! bu cevabı 24 saatte bir değiştirebilir ve her defasında şaşkın bir ''hakikaten yahu'' ile,sonraki 24 saatini aydınlatacak bir ışık kaynağı olarak kullanabilirsin... ama faydasızdır efendim. bu sayfa boş kalmalıdır ve anlamını başlıkla boşluk arasındaki ilişkide bulmalıdır. ...