<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700</atom:id><lastBuildDate>Sat, 05 Dec 2009 13:16:15 +0000</lastBuildDate><title>rüya tamirleri</title><description>everyday is like sunday</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (homesick alien)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>41</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-5966262443164081237</guid><pubDate>Sat, 05 Dec 2009 00:23:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-05T02:37:21.603+02:00</atom:updated><title>one tree hill</title><description>artık şu tespiti yapabilirim... eğer televizyonu açmışsam ve one tree hill varsa ve ben zaplamak yerine izlemeyi tercih edip neyden bahsettiklerini bile bilmediğim halde karakterlerin ettiği laflarla ve çalan şarkılarla hüngür hüngür ağlıyorsam kötü günler geçiriyorum demektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-5966262443164081237?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/12/one-tree-hill.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-6795885536367765687</guid><pubDate>Tue, 13 Oct 2009 13:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-14T16:39:19.624+03:00</atom:updated><title>kim bu kafa!?!1</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_B5O9aB4W5tA/StXTwAaFS-I/AAAAAAAAABE/AYlgk3W6ZFw/s1600-h/happiness.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="239" src="http://1.bp.blogspot.com/_B5O9aB4W5tA/StXTwAaFS-I/AAAAAAAAABE/AYlgk3W6ZFw/s200/happiness.jpg" width="193" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;kocaman, ağır mı ağır, ikinci bir kafayla uyandım bu sabah. lodos kafasıymış. pencere açıktı, bütün ev uğulduyordu, yeni kafam yerinden kıpırdamak istemiyordu. dedim ki, seni bloga yazayım da cümle aleme rezil ol, gör gününü.. fakat yeni kafam hâlâ kocaman. diğeri de yazık, yazarak falan lodosun henüz süpürmediklerini kurtarmaya çalışıyor. &lt;br /&gt;bulursam bu kayda bir tane resim ekleyeceğim. ya da rüyatamirleri'ni rahat bırakıp ciddi ciddi twitter kullanmaya başlamak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;edit: gerçekten tam da aradığım gibiymiş.. (bulamadım, gelme üstüme =/ )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-6795885536367765687?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/10/kim-bu-kafa1.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_B5O9aB4W5tA/StXTwAaFS-I/AAAAAAAAABE/AYlgk3W6ZFw/s72-c/happiness.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-4518616078163976181</guid><pubDate>Mon, 12 Oct 2009 12:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-12T17:20:38.981+03:00</atom:updated><title>silly silly saliva</title><description>mutsuzluğun ziyaret etmeyi sevdiği mekânlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;banyo: bir sinema klişesi bu, bayağı da doğru olanlarından biri bence. sıcak su üstünden akıp giderken banyodaki ayna gibi aklın da buğulanır, düşüncelerin nemlenir, ağlayasın gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kahvaltı masası: mutsuzluk hayvanının en acımasız ziyaretleri niyeyse daima yemek sırasında olur, özellikle de kahvaltıda. lokmaları yutamazsın çünkü kelimeler vardır boğazında, yolu tıkıyordur. ama konuşamazsın çünkü güzel bi şeydir kahvaltı, konuşursan mahvedersin, mahvetmek istemezsin, kimse mahvetmeni istemez.. yemeyerek yeterince ayıpsın. büzüşüp kal öyle orada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;balkon: akşamsa, şehir istanbul'sa, her yer ışıksa, arabaysa, insansa ve sen balkonda oksijen avındaysan.. birden gözler, kulaklar, ruh kamaşır. ne içeri girebilirsin, ne dışarı uçabilirsin. sıkışıp kaldığın bu yeri mutsuzluk kaplar, oksijen biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayna karşısı: favori mutsuzluğum. anlatmaya gerek bile yok, rutin, gündelik, olağan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yol: taksinin arka koltuğunda, şoförün paslarını dışarı atıp yol manzarasıyla baş başa kaldığında, tek başına otlayan sıska bir at görürsün, havalanan bir poşet, refuja yerleşmiş bir ayyaş, vanının penceresinden kültablasını boşaltan bir salak, belki de timsaha benzeyen bir bulut.. fark etmez... mutsuzluk gelir bunlardan biriyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de mutsuzluğundan o kadar da emin olamadığım bir şey var. mtv açıksa ve mustafa sandal varsa.. herhangi bir şarkısı, herhangi bir klibi.. izliyorsun ya hani bi de.. işte çok zavallı bir an o.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-4518616078163976181?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/10/silly-silly-saliva.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-470585652907459872</guid><pubDate>Sat, 10 Oct 2009 15:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-10T18:17:04.732+03:00</atom:updated><title>maybe not</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_B5O9aB4W5tA/StCf2AetQnI/AAAAAAAAAA0/7UyomNURozI/s1600-h/sayswho.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_B5O9aB4W5tA/StCf2AetQnI/AAAAAAAAAA0/7UyomNURozI/s400/sayswho.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-470585652907459872?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/10/maybe-not.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_B5O9aB4W5tA/StCf2AetQnI/AAAAAAAAAA0/7UyomNURozI/s72-c/sayswho.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-2147751307775722999</guid><pubDate>Fri, 09 Oct 2009 18:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-10-09T22:10:56.647+03:00</atom:updated><title>mum</title><description>ben bu alıntıyı sözlükte okudum. keşke doğrudan oruç aruoba'dan okusaydım, bugün bir anda karşıma çıksaydı ve.. bilmiyorum ne değişirdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bir mum yaktığında, bir süreç başlatırsın - ama yürüyüşü senin elinde olmayan bir süreçtir bu; artık, kendi oluşma biçimini izleyecek, senin elinde olmadan da, zaman içinde, varması gereken noktaya varacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mum, önce, bir noktaya kadar, kendi doluluğu içinde, güçlü güçlü yanar; ama yanışında belirli dengesizlikler oluşunca (ki, kaçınılmazca oluşur bunlar), çeperini delip, eriyik maddesini dışarı akıtıp, fitilini yakıp küçülterek, söneyazar - önlem düşünürsün: alır, kenarlarını düzeltir, bir madeni kutunun kabını ters çevirip, içine koyarsın - ama, boşunadır bu da : çünkü kendi süreci içerisinde oluşturduğu dengesizlikler sürmektedir - çeperleri tam düz değildir; içine koyduğun kabın belirli bir eğimi vardır - gene, akar dışarı, eriyik madde: kabın içinde yayılır; kap ısınır; dibine varmış fitil, artık, her türlü biçimini yitirmiş maddenin son kalıntıları içinde, ucu ucuna, yanıyordur - sönmesi yakın ve kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi yapabileceğin tek şey, kap içinde kalmış eriyik maddeyi bir kenarında biraraya getirip, muma benzer bir biçime sokarak, dibine dayanmış fitile biraz daha süre tanımaktır - ama artık bilerek: mumun, sönecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elinden birşey gelmez - hep müdahele edersin; dersin, şöyle, suraya toplasam - şöyle, şu biçime soksam; şöyle, bir köşede, sürebileceği bir konum bulsam - şöyle... - boşunadır: madde tükenmeğe yüz tutmuş; güdük fitil de, dibine dayanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama sönmez bir türlü: fitil yok denecek kadar kısa; maddesi de, dikkatle belirli bir açıda tuttuğun kabın bir köşesinde, ancak küçük bir oyuk olarak kalmış; oysa alevi, eski canlılığından -sanki- hiçbir şey yitirmememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sönmez bir türlü - sen de, sonunda, gücünü toplayabildiğin bir anda, kendin üfleyip söndürürsün onu: mumun söner."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-2147751307775722999?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/10/mum.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-7769632902277416970</guid><pubDate>Tue, 22 Sep 2009 19:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-22T22:54:17.556+03:00</atom:updated><title>november</title><description>kabuklar, çiçekler, kokular, damlalar, ölü çekirdekler, kuru yapraklar, hatta kafamın arkasındaki kozalaklar.. kendimi daha önce böylesine doğaya ait hissetmemiştim, her yanımda onları hissediyorum, ellerim çamur içinde sanki. toprakla, ağaçlarla, kuşlarla birlikte donmaya hazırlanıyorum. dökülüyorum, dünden biraz daha soluk suratım, parmaklarımdan birkaç tanesi daha düştü. çok üşüyorum, daha da üşüyeceğimi bilmenin titremesi alıyor beni durup durup. her zaman canımın içi olan kıştan bu defa korkuyorum. böyle biraz da korkudan titriyorum. yukarda &lt;a href="http://fizy.com/s/17ey70"&gt; bağla &lt;/a&gt; yazıyor.. bağlayamadan kaçıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-7769632902277416970?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/09/november.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-7193860782950551683</guid><pubDate>Mon, 21 Sep 2009 20:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-22T05:14:26.292+03:00</atom:updated><title>between the bars</title><description>müziğine bayılmadığı ama sözlerini okumaya doyamadağı şarkıları n'apmalı insan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şöyle bi şey olur mu mesela..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;drink up, baby, stay up all night&lt;br /&gt;the things you could do, you won't but you might&lt;br /&gt;the potential you'll be that you'll never see&lt;br /&gt;the promises you'll only make&lt;br /&gt;drink up with me now and forget all about the pressure of days&lt;br /&gt;do what i say and i'll make you okay and drive them away&lt;br /&gt;the images stuck in your head&lt;br /&gt;people you've been before that you don't want around anymore&lt;br /&gt;that push and shove and won't bend to your will&lt;br /&gt;i'll keep them still&lt;br /&gt;drink up, baby, look at the stars, i'll kiss you again&lt;br /&gt;between the bars where i'm seeing you&lt;br /&gt;there with your hands in the air waiting to finally be caught&lt;br /&gt;drink up one more time and i'll make you mine&lt;br /&gt;keep you apart deep in my heart separate from the rest&lt;br /&gt;where i like you the best&lt;br /&gt;and keep the things you forgot&lt;br /&gt;the people you've been before that you don't want around anymore&lt;br /&gt;that push and shove and won't bend to your will&lt;br /&gt;i'll keep them still&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her tarafa &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;between the bars&lt;/span&gt; yazmak istiyorum aynen böyle koyu koyu, bunun için twitter hesabı bile açabilirim (açmam, yani bunun için açmam, hem twitter'da bold yapabiliyo muyduk ki?). misery is a butterfly melodisiyle söylemeye kalksam kendini karnından bıçaklayan insanlar istatistiğinde bir kıpırdanma olur mu acaba.. iyi uykular sayın smith.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"varoluşçu olacağıma futbolcu olurum" diyen sayın diğer (robert) smith, aklıma gelmişken sana da iyi geceler. &lt;br /&gt;(fakat yazık değil mi böyle konuşuyosun, ekmeğini bu işten çıkartan bir sürü insana saygısızlık ediyorsun. varoluşçular meslek odası toplanıp the cure ürünlerini protesto etse yeridir)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-7193860782950551683?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/09/between-bars.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-4822787959469087461</guid><pubDate>Wed, 09 Sep 2009 01:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-09T05:06:08.869+03:00</atom:updated><title>ewr*</title><description>sonbahar hiç bu kadar gürültülü gelmemişti sanki daha önce.. hiç bu kadar ışıklı, elektrikli, görkemli olmamıştı ilk yağmurlar. öldürecek kadar ileri gitmiş miydi eylül yağmuru hiç? hiç hatırlamıyorum. eylülün aklımdaki ince, güçsüz, soluk kadın görüntüsünü de bulanıklaştıran bir yağmur bu.. ya da intikam serin ve ıslak yenen bir yemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmur kadar rüzgâr da hiddetli. hani bir şehrin hakim rüzgârı o şehrin insanlarının ruh halini benzer şekilde etkiler, bu da yetmez, şehrin karakterini belirler diye bir geyik var (inanmadığımdan değil, bazı geyikler gayet de gerçek ve hatta güzel gözlü). poyraz ayrı bir hava üfler ruha, lodos ayrı. işte bu geyiği yapanlar derler ki istanbul'da tek bir hakim rüzgâr olmadığı için insanları da şehrin kendisi kadar karmaşıktır, şaşırtıcıdır, kişilikler bölük pörçüktür. aynı anda hem mutlu hem depresif olabilir, birkaç rüzgâr arasında kalıp afallayabilir, bir rüzgârla yelkenlerini şişirip yola devam ederken, diğeriyle alabora olabilir insan bu şehirde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şehir şimdi bütün gücüyle esen rüzgârların etkisindeyken benim de biraz karışık, biraz ağlamaklı, güçsüz ama patlamaya meyilli olmam anlaşılır bir şeydir herhalde, böyle anlamak istediğim sürece. hem yağmurla ıslatıldığı için bu rüzgârları daha da ciddiye alabilir, tüm yükümü onların kanatlarına yığabilirim. fizikle bile çelişmemiş olurum şüphesiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*: o kadar garanti bir başlıktı ki utandım "emotional weather report" yazmaya.. kısaltması en azından saçma oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-4822787959469087461?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/09/ewr.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-3676774991690250277</guid><pubDate>Wed, 02 Sep 2009 10:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-09-02T13:29:19.595+03:00</atom:updated><title>yerinde duramamak</title><description>yerinde duramamak, oyungezer'in karakterini anlatmak için seçtiğimiz ve bence derginin en önemli özelliği. bilmiyorum bütün o eğlenceye vuran, bir şeylere inceden giydiren, hiçbir şeyi o kadar da ciddiye almayan havası içindeki huzursuzluğu, kıpırdanmayı, kendini aşma çabasını okurları da görebiliyor mu ama mesela bana her ay kök söktüren bir tavır bu. hayır bir manifestomuz falan da yok, belki de bu kuralsızlık içinde böylesine güzel sayfalar yeşeriyor, bilmiyorum (biliyorum ama çözmek istemiyorum bu dergiyi, manik depresif hallerini seviyorum, elinden tutup psikiyatra götürsek "borderline olmuş bu gariban, hii yazık" teşhisi koyacak, eminim). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, dergiden konuşmayacağım. sadece o yerinde duramama huzursuzluğunu öyle çok hissediyorum ki içimde, bu sloganı kendime mal edip (serpil - &lt;span style="font-style:italic;"&gt;yerinde duramayan dert kumkuması&lt;/span&gt; gibi) arkama bakmadan kaçmak istiyorum. gidilecek yer neresi ("nowhere"den başka), çalınacak kapı hangisi (alttan kaçıncı zil?), bir yerde durmak mı yoksa daha da gitmek mi (durmak, nefeslenmek biraz lütfen).. biraz yolculuk, sığınacak bir omuz, huzursuzluğu yatıştıracak sessiz birkaç dakika. bazen bütün bir rüyanın ana fikri bu (tam hatırlamıyorum ama dakikalar vardı, çok güzel, çok huzurlulardı). saatleri ayarlama enstitüsünün maneviyatına saygılarımla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-3676774991690250277?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/09/yerinde-duramamak.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-686266303420443073</guid><pubDate>Sun, 16 Aug 2009 16:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-16T21:01:52.656+03:00</atom:updated><title>everyday is..</title><description>ah, tarihlerin peşinde koşamayacağım.. gün, ay, yıl veremeyeceğim... ama bu blogun başladığı vakitlerden bugüne kadarki zaman geçiyor kafamdan. "everyday is like sunday"in kocaman bir gündelik hayat standardı olduğu, her şeylerin neşeliymiş gibi görünen bir hüzünle aktığı, hayatıma oyungezer'in yavaş yavaş çakılmaya başladığı bir vakitteydim. bu kadar önemli olacağını hiç bilememiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"everyday is like sunday"i bu blogun en sık hatırlayacağım cümlesi olarak seçerken aklımda tembelliğim vardı, umursamamak, bilememek, armageddon'u çağırmak ve yuvarlanmanın tadını çıkartmaktı hepsi. fakat zamanla "everyday is like sunday"e iki tarihsel kategori daha eklendi. bunlar sırasıynan, "i love you more than life" ve "mother, i can feel, the soil falling over my head" oldular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık pazarlar eskisi gibi bol değil. pazar tadındaki cumartesiler, perşembeler falan nadiren geliyor, gece yarısı olmadan da balkabağına dönüşüyorlar. boş geçirdiğim günlerin hesabı ya ertesi gün ya da ertesi ayın sayfalarında ödeniyor mutlaka. sonuç olarak pazarlar bu blogun sırtını yasladığı o pazarlar değil artık. ve hatta şairin de dediği gibi "i'm leaving monday, it's better than sunday"..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-686266303420443073?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/08/everyday-is.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-5876438171107725932</guid><pubDate>Thu, 06 Aug 2009 15:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-08-06T19:40:48.704+03:00</atom:updated><title>meşhur gümüş ay</title><description>sabahın beşi, ağustosun da.. yazıyorum, çünkü iyi miyim değil miyim bilmek istiyorum. perdeler uçuyor, hava serin, oda sessiz, bir şarkı hariç. seviyorum bu odayı, bu müziği, bu geceyi, sessizliğin böyle bir sesin içinde yaşayabilmesini, bıraktığı tuhaf tadı, ayaklarımı kıpırdatmasını, kocaman bir ay altında büyülenmeyi, büyülü seslerin peşinde sürüklenmeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüzünü hiç göremedim ama biliyorum, karşımdaki cohen'di. bir dizinin üstüne çökmüş, şapkasını aya siper etmiş, inanılmaz bir sesle inanılmaz şeyler söylüyordu, hepsine inandım, gerçekti. açıkhava sahnesi dünyadan ayrılmıştı, başka ve dokunulmamış bir gezegendi artık kendi başına. dance me to the end of love başladığında kimse farkındaymış gibi görünmüyordu olacakların, birbirine manalı manalı bakıp gülümseyenler yoktu henüz ama ilk yarı bittiğinde hep birlikte fark ettik, artık dünyada değildik. her şarkıda biraz daha yaklaşmışız aya meğerse, dünya biraz daha arkada kalmış, ne güzel. şehirdekiler ne gördü o sırada bilmiyorum, gittiğimizi anladılar mı, açıkhava sahnesinden kalan boşluğa derhal bir otopark yaptılar mı, cohen'in bir sonraki konseri için bileti olanlar iksv gişelerine yığıldılar mı.. yoksa beklediler mi, nasılsa döneceğimiz çok mu belliydi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soran olsa, aç kalacağımızı bile bile "yemeğe beklemeyin" derdik, "biz artık burada yaşayacağız". öyle umarsak belki konser hiç bitmezdi çünkü. cohen dans ederek, kendi çevresinde dönerek, hoplayıp zıplayarak sahneyi sadece birkaç dakikalığına terk eder ve sonra her alkışta geri dönerdi belki. ama zaten kimse sormadı ve zaten sadece üç saatti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz aya dokunup geri döndük, yanımızda lili marlene vardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-5876438171107725932?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/08/meshur-gumus-ay.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-2492582254279814475</guid><pubDate>Sat, 21 Mar 2009 21:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-03-21T23:32:44.151+02:00</atom:updated><title>yüzmek biçiminde kaydet</title><description>bu masayı, sandalyeyi, odada dolanan ve giderek ağırlaşan havayı, saçlarımı birarada tutan tokayı, aklımla fikrimi birbirinden ayıran sesleri bir kutuya doldurup denize bıraksam, arkalarından bakarken bir şeyleri değiştirmiş hisseder miyim? nereden başlamalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;halbuki bir kutunun içindeyim. masam ve sandalyem, etrafımdaki hava, kafamdaki toka ve aklım ve fikrim ve onlara kasteden sesler tarafından paketlenmiş durumdayım. belki de bir denizin ortası burası, bilmiyorum, göremiyorum ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;her şeyde bir çatlak var, ışık da içeri oradan sızar&lt;/span&gt; demiş cohen kişisi. kendini bir kutunun içinde hissederken, bu cümleyi terkarlayıp durmak belki de takınabileceğin en serinkanlı tavır. düşünmek değil, kaybetmeyi kabullenmek ya da nefesini idareli kullanmak değil, kutuyu tekmelemek de değil, sadece gözlerinle ve cümlenin içindeki ritimle ışığı bulmak var. oradan dışarı sızmak, kendini paramparça ederek, yeni bir kabuğa girdiğini farkedene kadar özgür olmak var. vardır herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazmıyordum bloga, farkındayım. yazmayı düşünmediğim bir zamanın içinde dolanıyorum çünkü. çemberler çizerken ve o çemberleri daha önce burada bir yerde bazı satırlara anlatmışken bir daha yazmak, aynı çemberi bir de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;şu&lt;/span&gt; sözcüklerle çizmenin bıktıran hazzını duymak istemiyordum. tıkanıp kalmamalı yazı, eskinin kötü bir kopyası gibi hissettirmemeli. belki de daha çok yaşamak lâzım. ve daha az üşenmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okumak istiyorum. denizdeki kutumun içinde içeri sızan ışığı belki de bunun için kullansam daha iyi hissedicem. ben biraz inzivaya çekileyim, daha kalabalık bir yaşam bulayım kendimde.. sonra da insanlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-2492582254279814475?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/03/living-in-circles.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-8488503151155889511</guid><pubDate>Fri, 16 Jan 2009 00:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-16T02:36:12.635+02:00</atom:updated><title>bin çarpı iki artı on eksi bir</title><description>çok zor bir yıl 2009.. bana uğraşacak çok şey olduğunu gösteriyo kulağımdan burnumdan çekerek.. ama çok güzel bi yıl. biliyorum.. dolu. hissettiriyor. yaşanacak bir şeyler var içinde... bir teaser'ını izlemiş gibiyim, altından çıkacaklara dair fikrim var ve bu beni heyecanlandırıyor. 2008'e hazırlıksızdım. kulaklarım uğuldarken yıl boyu sebebini çözememiştim, niçin üzüldüğümü, neye mutlu olduğumu bilemeden yaşadım koca yılı. abartıyorum illa ki, martta ya da en geç nisanda anladım neler olduğunu sanırım ama şimdi ocaktan biliyorum, hatta aralıktan... 2009 benim için unutulmaz bir yıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevmek pek güzel bir his.. zor geçeceğini bildiğin bir yılı sevmekse apayrı güzel. yok et kendini diyor bir ses, zamanın güzelliğine karış, oralarda, güneşin doğurdukları ve batırdıklarıyla birlikte yaşa.. ol. bit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: kafam? burda mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-8488503151155889511?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2009/01/bin-arp-iki-art-on-eksi-bir.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-5057956692592828786</guid><pubDate>Wed, 15 Oct 2008 08:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-15T11:42:14.085+03:00</atom:updated><title>bi lokma yazı</title><description>&lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;yokluğun çok karşılığı var sözlüğümde ama yoksulluk? sözcüklerimi üstüne serpmek istemeyeceğim, gerçekliğini romantik kelamlarla yumuşatmaya yanaşmayacağım bir sertliği var yoksulluğun. öyle de kalmalı akıllarda. bilmelisiniz. tepenizde akbabaları görmeniz gerekmiyor, bu dünyanın bir yerlerinde açlığın öldürdüğünü unutmamalısınız… bir blogunuz varsa, en azından bir lokma yazıyla katkıda bulunup, diğerlerine de hatırlatmalısınız. bu kadarcığını yaptığınız için asla gururlanmadan, elinizden başka ne geleceğini düşünerek… &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNoSpacing"&gt;&lt;script src="http://blogactionday.org/js/f5975c5b50acf68999b8c29bf732c494cd0c965a"&gt;&lt;/script&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-5057956692592828786?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2008/10/bi-lokma-yaz.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-3467108687120734939</guid><pubDate>Sat, 20 Sep 2008 15:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-09-20T18:30:58.481+03:00</atom:updated><title>yağmurluk</title><description>ya ben ne eşek bi insanım. affedin sevdiğiniz biriysem ama gerçekten eşeklik değil mi eylülü sessizlikle geçirmek.. evet farkındayım, çok konuşuldu, çok sözcükler heba oldu kendilerini anlatmak uğruna, bazıları kaybedildi -huzur içinde uyusunlar-, elde hiç sözcük kalmadı bazen.. bazıları da bir daha hiç kimse tarafından kullanılmak istemeyecek kadar aşındı, eskidi, sevimsizleşti. ama ben susarak daha büyük bi haksızlık yapmış olmuyor muyum öğrendiğim her şeye. soru işaretine bile gerek duymadan, evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlatın kendinizi. dışınızdaki korkunç gürültüyü susturun ve siz konuşun. üstüne kilit vurduğunuz sözcükleri de çıkartın, eskimişliğinden korktuklarınızı da, aşınmış olsunlar, mühim olan "temiz" olmaları değil mi sanki? açın ağzınızı ve söyleyin. temizlerse, gerçeklerse, sizinse onlar anlatılmalılar.. yoksa çölleşiyorsunuz. aklınız çölleşiyor. duygularınız kalıyor bir yerlerde ama o yerler uzak oluyor, gidilemiyor. siz adımınızı atmazsanız zaten kimse de elinizden tutup yanınızda yürümüyor. o yol da yalnız çekilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya bak işte... çöl dedim, konuş dedim, yağmur başladı.. ben bu istanbul'u seviyorum. bu griliğini.. bu muhabbetliliğini, değişkenliğini seviyorum bu şehrin. bana ve istanbul'a eylül geldi. o yağıyo, ben de dinliyorum, dinledikçe sözcükler geliyor aklıma. yağmurun altında hepsi cilalanıyor, temizleniyor. hemen gidip spore'u yazıp bitirmeliyim.. yağmuru çağıranlara, eylülü getirenlere teşekkür ederek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-3467108687120734939?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2008/09/yamurluk.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-5977991396178172159</guid><pubDate>Sat, 13 Sep 2008 21:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-09-14T00:50:52.781+03:00</atom:updated><title>smells like..</title><description>bu kadar çok rüya görüp de bu kadar az uğradığım olmamıştı bu sayfaya.. çok mu meşguldüm, çok mu içime kapandım, çok mu büyük bir dünya var dışarda ve ben çok mu aymazım... hepsi var bunların, hepsiyle birlikteyim, tümünü duyarak yaşıyorum. ama hiçbiri yeni değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki n'oluyor, okazyon nedir? boşver blog (ben bunları vardiya defterine mi yazmalıyım aslında?).. işte şu parantezin içindeki oluyo aslında. neyi nereye yazacağımı bilemiyorum.. kafamdan çıkıp özgür kaldıklarında gitmiyorum peşlerinden, nereye atarlarsa kendilerini öylece kabul ediyorum, sanki tek derdim kurtulmakmış gibi.. oysa evet, hepsiyle birlikte yaşamaya devam ediyorum, bir şeyden kurtulduğum falan yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse işte tesadüf bugüneymiş, mogwai'nin yeni tınıları en çok bu sayfaya çağırmış zaar beni ki gelip bu kez buraya çöreklenmişler benim canım, katlanılmaz, sıkıntı biçimlerim.. sanırım bu albümü bir yüzyıl kadar dinleyeceğim. anlayacak kadar ileri gitmeden, haddimi bilerek, böylece beni çözmesine izin vermeden, bu tuhaf şarkılarla birbirimizi uzaktan hissederek geçirecek bir yüzyılımız var. kimseye önermiyorum ve sorumluluk kabul etmiyorum ama: mogwai - the hawk is howling&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-5977991396178172159?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2008/09/pourmak.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-8007416755065303690</guid><pubDate>Tue, 29 Jul 2008 18:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-07-29T21:28:17.836+03:00</atom:updated><title>yarı uyanık...</title><description>"zamanı gelmişti" diye düşünüyordu. parmakları titriyor, siyahtan başka renge yer olmayan o sokakta üstündeki ıslak, kara lekeli paltoya bakıyordu, görmeden. ne tuhaftı, tek bildiği zamanın geldiğiydi, o sadece itaat etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir duvar vardı, bir böcek-insan, bir bıçak ve bir kâbus... hepsini birden görmek, her birinin kokusunu ve aciz bırakan gücünü algılamak ve zamanın ne toprağa ne denize ne de göklere benzeyen sonsuzluğunu, sonsuzluğun hükmünü dinlemek fazla gelmişti işte. sokuvermişti bıçağı. kâbusa, böcek-insana ve duvara veda etmişti ama.. ama işte bıçak hâlâ elindeydi ve paltosunda kara lekeler vardı. uyandığında ruhundaki ışığı, ışığın altında kırmızı lekeleri, lekelerin kokusunda kendine nefretini gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölmüştü ama uyanıktı. aslolan da buydu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-8007416755065303690?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2008/07/yar-uyank.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-3396575318734191707</guid><pubDate>Thu, 05 Jun 2008 15:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-06-05T19:22:22.214+03:00</atom:updated><title>dümdüz okunur, yazıldığı gibi</title><description>bugünün özeti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* ne kadar da kibirlisin insan. bir hamamböceği kadar çalışmıyor duyuların ama üstüne basabildiğin her şey gibi ondan da üstün sanıyorsun kendini. amma burnun büyük be.. kafanla halletmen gerekenleri o çirkin topuğunla halletmeye çalışırken öyle çaresizsin ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* önceki gece rüyamda bileklerimi kesmeye çalışan adamı hatırladım da.. cinayete intihar süsü vermenin de bir adabı olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* yazı yazarken kopup gitmek eskisi kadar hoşuma gitmiyor. başladığım fikri takip etmek istiyorum. o yazı için ayrılan yeri tükettiğim anda, üstteki satırlara bakıp anafikri parçalanmış görmek rahatsız ediyor. yazan değil, okuyan gibi bakıyorum yazıya artık sanırım, işte bunu da sevmiyorum (mcdonalds da sevmiyorum).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* "kadın milleti" muhabbeti yapanları "100 saatte kadını anlamak" konulu (hızlandırılmış) bir kursa almak istiyorum. ama ders blok olacak. yemek ve tuvalet molası yok.  her anlamadığın mesele karşısında "kadın milleti" diyeceğine açlık ve biraz da pislik çek, daha iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* bütün dergiyi daha çıkmadan okudum sanıyordum ama bugün matbu halini okurken dikkatimden kaçan bir detay gördüm. çok mutlu oldum. içimden teşekkür ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* anita lane'in bir şarkısının yüzde yirmisi filan uçmuş! bilgisayar ısınınca mp3'lerde kısmi buharlaşma mı oluyor, bu ne saçmalık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* yaz akşamları çok rahatsız şeyler. şöyle ki, kışın zaten eve girip kapıyı pencereyi örtüyorsun, içe dönüksün, dünyaya eyvallahın yok, mis gibi. ama yazın bir parçan hep sokakta kalıyor, sen evde huzur bulmaya çalışırken o dışardaki sesleri, dondurma yemekten dönenlerin muhabbetlerini dinliyor. rahatsız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* bugün bitmesin. bugün iyi bir gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* cümle içinde "ötenk" demek istiyorum ama anlamını bilmiyorum. babamın ötenki de yok... var desem keser beni.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-3396575318734191707?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2008/06/dtt.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-8395841891759198412</guid><pubDate>Fri, 07 Mar 2008 01:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-07T06:34:37.116+02:00</atom:updated><title>öteki, kayıp, bi şey, deform</title><description>gece üç kuşları var pencerenin dışında, deli gibi bu saatte ötmeye başladılar. ne istiyorlar? beni bu saatte kaldırıp buraya oturtuyolar, iyi mi oluyor sanki..  sabah 7'de mesaiye başlayan kuşlar daha bir garip tabii. muhasebeci gibi... koş koş, 7.45 vapuruna yetiş, simit topla, yolcu envanteri çıkart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece üç kuşlarının olayı  farklı. onlar, bizim beşeri fantezilerimize daha iyi cevap veriyor. hani kuş deyince direk ortaya çıkan "ah, özgürlük gibisi var mı.." iç geçirişlerimiz var ya, hani kuşlarla ilgili bir yazı yazıyorum diye direk şuraya pike yapan martı fotoğrafı eklemenin dümdüz, özensiz cazibesi gibi, o kuşlar bu düz tarafımıza hitap ediyor. onların umrunda bile değil ama biz kendi beceremediklerimizi başkalarına dayatmayı sevdiğimiz için, mecburlar, özgür olmak zorundalar, gecenin üçünde ötmeli ve çılgınlar gibi eğlendiklerini düşündürmeliler bize. hele bi yapmasınlar... "ben olamadım, bari bu kuş doktor olsun" gibiyiz işte. hayal kırıklıklarımızın acısını zavallı kuşları tus'a sokarak çıkartıyoruz. cık cık... cik cik belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse ben damarımı kesip sözcük akıtmaya geldiydim (bir nevi edebiyat fanatizmi bu da herhal. "kesseniz sözcük akar" şeklinde, beşiktaşlı gibi söylenince oluyor). hatta yazıya "kayıp yanım, ötekim" diye başlık atmış bile bulundum (rüyada görüştük az önce kendisiyle). ama doğusu biraz keskin geldi bu başlık. cesaret edemedim. blogger çarşı tayfası bağırıyor oradan: kol-pa taraf-tar iste-mi-yo-ruz! eeehhh be...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi geceler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-herhalde bir yarım saat kadar sonra-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bir tüy kalemle yazılmış bekler bir hayat daha olmalı der gibi... kahverengi tonlarda uykularda." &lt;span style="font-style: italic;"&gt;istanbul hatırası&lt;/span&gt;, bir kez daha dokundu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-8395841891759198412?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2008/03/teki-kayp-bi-ey-deform.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>15</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-4402623691391890766</guid><pubDate>Thu, 14 Feb 2008 14:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-14T18:31:00.019+02:00</atom:updated><title>14 şubat</title><description>pembe kalpleri, peluş ayıcıklardan bozma geçici personaları, kendiniz toplamamışsanız çiçekleri boşverme günü. nick cave and the bad seeds'den into my arms, tom waits'ten blue valentines ve romeo is bleeding günü. november bi de. hatta russian dance. aman işte, tom waits deyince çok şarkı çıkıyor, seçim yapamıyorum....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-4402623691391890766?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2008/02/14-ubat.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>11</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-5798376269937324500</guid><pubDate>Mon, 21 Jan 2008 02:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-21T04:34:54.408+02:00</atom:updated><title>çalış...</title><description>çalış, dedi kendine. saat 4 olmuştu, yanında iki noktası ve iki sıfırıyla, çok çok karanlığıyla saat 4 gibiydi her şey zaten..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çalışırken kahve makinası açılmalı, iletişim kanalları kapatılmalı.. sanıyordu. (bu yazıyı da kendisinin yazdığını gizlemeye çalışıyor niyeyse) ama birkaç aydır bu sistem değişti. çünkü kahve kadar okur da sıcak tutuyor, uyanık tutuyor. gecenin köründe, busy'ye aldığın ve hiçbir mesajı cevaplamadığın msn'ine bir okuyandan bir şarkı linki geliyor... ve ne garip, üniversite sınavına hazırlanırken sabahladığın gecelerde annenin soyup getirdiği mandalidan aldığın tadı alıyosun o şarkıdan. çalıştığın için şefkat görüyorsun. ve diyorsun kendine; çalış. daha güzel olsun, en güzel olsun her şey, en gerçek, en hayalci, en sıcak, en hissettiğin gibi olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güzel şarkı, gecenin dördü için en nefis hediye, kahve gibi bi şey... oyungezer'e başladığımızdan beri posta kutuma düşen nefis şarkılardan sonuncusu. teşekkürler sevgili, uykusuz, müzikli, şefkatli, sıcak her şey için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-5798376269937324500?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2008/01/al.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-5217257304301603675</guid><pubDate>Mon, 17 Dec 2007 15:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-12-17T17:55:55.225+02:00</atom:updated><title>bozuk bu rüya</title><description>çalılara yasladım sırtımı. uyudum. uyudum. dünün yazısının sonunu gördüm rüyamda: uyuyordum. elleri üşüyen ecinniyi, kara saçlı cüceyi, topal meleği bekliyordum uyanmak için. gelmediler, uyanamadım. öyle olunca da rüya bitti, uyandım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-5217257304301603675?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2007/12/bozuk-bu-rya.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>11</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-380314444683046192</guid><pubDate>Mon, 17 Dec 2007 00:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-12-17T03:18:12.895+02:00</atom:updated><title>yolla biten sonlar</title><description>bir gecenin sonundayım. erken biten, beklediğimden daha azını veren, yarına pek az şey bırakacak bir gecenin son satırları için buradayım. bunlar, tükenmiş günden artanlar... annemin bayat ekmeklerle yaptığı köfteler gibi, elimde kalan birkaç harfi yan yana getirip, yüzyılın en bayat yazısını yazıp gideceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamamlanma hissi. yüz defa mı düşündüm, bin defa mı yazdım, milyon defa mı hissettim, yoksa hep kayıp mıydı? kaç defa eksik, kaç kez bütün oldum? ve neden istatistik sevgili serpil? rakamları bilmek bu hesabı kolaylaştıracak mı sanki? dört işleme sığmayan bir hesapta, rakamlar zaten bilinmezlerin temsilcisi değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kadar soru sorunca, yüzyılın en bayat yazısı bile bir şeyler söyleyecek gibi oluyor. dile gelmesine izin versem, yanıtlar kapıda bekliyor. ama işte yoksunluk duygusunun çekim alanından çıkmadan, bu sona bir yol uydurmaya gönüllü olmadan tek laf edecek değilim. elimde ufalanmış bayat ekmek parçaları, karşımda çalılarla kapanmış bir yol, üstümde dünden kalma bir bitkinlik, ruhumda hiçbir şeye değişmeye iznim olmayan bir yoksunluk... bu son, hiçbir yola çıkmayacak. çıkmayacak. çıkmasın. bugün artık son'la bitsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-380314444683046192?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2007/12/yolla-biten-sonlar.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-1471124095199267964</guid><pubDate>Tue, 20 Nov 2007 04:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-11-20T17:21:25.273+02:00</atom:updated><title>durama!</title><description>ne fena bir eziyet... ne kötü bir niyet! amma acımasız bir dilek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yerinde durama e mi" demiş biri bana. duramıyorum. amaç ne, ne istiyor benden, hepsini birarada düşünüp taşınmak (taşınmak!) zorunda mıyım... peki gizem nerede? bana bu blogu açtığımda uzun uzun a'ların ve i'lerinle ilk mesajı sen atmıştın gizem. belki sesli harfleri ne kadar vurgulayabileceğini ilk mesajdan anlamamışımdır ama şimdi biliyorum işte... farketmez. dergi çıktığından beri yoksun. o kadar mı beğenmedin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;niye geceleri çalar bu kör şarkılar hep? peki gecenin sözcükleri..&lt;br /&gt;&gt;adım&gt;soluk&gt;baykuş&gt;duman&gt;sarıl&gt;kule&gt;tura&gt;yanık&gt;tınn&gt;kırma&gt;&lt;br /&gt;boğuk&gt;eskiz&gt;hşşşş&gt;hep-tura&gt;virgül&gt;(bazen de)nokta&gt;bensiz&gt;benli&gt;&lt;br /&gt;kırık&gt;hayat... bir yüklem kadar net, bir zamir kadar "aman şahit göstermesinler" gece..&gt;yüksüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar mıdır? bu anahtarlarla açılan mıdır gece?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geceye&gt;kalanlar&gt;geceden&gt;kalanlara&gt;anlatsın&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-1471124095199267964?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2007/11/durama.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>10</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8021792205127237700.post-8538152178774866184</guid><pubDate>Mon, 05 Nov 2007 23:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2007-11-06T01:16:41.926+02:00</atom:updated><title>in rainbows</title><description>yağmurla radiohead'in seslerinin karışması iyiye işarettir muhakkak. yeni albüm (&lt;a href="http://www.inrainbows.com"&gt;in rainbows&lt;/a&gt;) çıkalı çok oldu ama ben daha iki gündür dinleyebiliyorum. kafamdaki her şeyi uzaklaştırıp seslere yer açıyorum. house of cards'a, jigsaw falling into place'e, videotape'e, yağmura.. güzel tesadüf.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8021792205127237700-8538152178774866184?l=ruyatamirleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://ruyatamirleri.blogspot.com/2007/11/in-rainbows.html</link><author>noreply@blogger.com (homesick alien)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item></channel></rss>