22 Eylül 2009 Salı

november

kabuklar, çiçekler, kokular, damlalar, ölü çekirdekler, kuru yapraklar, hatta kafamın arkasındaki kozalaklar.. kendimi daha önce böylesine doğaya ait hissetmemiştim, her yanımda onları hissediyorum, ellerim çamur içinde sanki. toprakla, ağaçlarla, kuşlarla birlikte donmaya hazırlanıyorum. dökülüyorum, dünden biraz daha soluk suratım, parmaklarımdan birkaç tanesi daha düştü. çok üşüyorum, daha da üşüyeceğimi bilmenin titremesi alıyor beni durup durup. her zaman canımın içi olan kıştan bu defa korkuyorum. böyle biraz da korkudan titriyorum. yukarda bağla yazıyor.. bağlayamadan kaçıyorum.

21 Eylül 2009 Pazartesi

between the bars

müziğine bayılmadığı ama sözlerini okumaya doyamadağı şarkıları n'apmalı insan?

şöyle bi şey olur mu mesela..

drink up, baby, stay up all night
the things you could do, you won't but you might
the potential you'll be that you'll never see
the promises you'll only make
drink up with me now and forget all about the pressure of days
do what i say and i'll make you okay and drive them away
the images stuck in your head
people you've been before that you don't want around anymore
that push and shove and won't bend to your will
i'll keep them still
drink up, baby, look at the stars, i'll kiss you again
between the bars where i'm seeing you
there with your hands in the air waiting to finally be caught
drink up one more time and i'll make you mine
keep you apart deep in my heart separate from the rest
where i like you the best
and keep the things you forgot
the people you've been before that you don't want around anymore
that push and shove and won't bend to your will
i'll keep them still

her tarafa between the bars yazmak istiyorum aynen böyle koyu koyu, bunun için twitter hesabı bile açabilirim (açmam, yani bunun için açmam, hem twitter'da bold yapabiliyo muyduk ki?). misery is a butterfly melodisiyle söylemeye kalksam kendini karnından bıçaklayan insanlar istatistiğinde bir kıpırdanma olur mu acaba.. iyi uykular sayın smith.

"varoluşçu olacağıma futbolcu olurum" diyen sayın diğer (robert) smith, aklıma gelmişken sana da iyi geceler.
(fakat yazık değil mi böyle konuşuyosun, ekmeğini bu işten çıkartan bir sürü insana saygısızlık ediyorsun. varoluşçular meslek odası toplanıp the cure ürünlerini protesto etse yeridir)

9 Eylül 2009 Çarşamba

ewr*

sonbahar hiç bu kadar gürültülü gelmemişti sanki daha önce.. hiç bu kadar ışıklı, elektrikli, görkemli olmamıştı ilk yağmurlar. öldürecek kadar ileri gitmiş miydi eylül yağmuru hiç? hiç hatırlamıyorum. eylülün aklımdaki ince, güçsüz, soluk kadın görüntüsünü de bulanıklaştıran bir yağmur bu.. ya da intikam serin ve ıslak yenen bir yemek.

yağmur kadar rüzgâr da hiddetli. hani bir şehrin hakim rüzgârı o şehrin insanlarının ruh halini benzer şekilde etkiler, bu da yetmez, şehrin karakterini belirler diye bir geyik var (inanmadığımdan değil, bazı geyikler gayet de gerçek ve hatta güzel gözlü). poyraz ayrı bir hava üfler ruha, lodos ayrı. işte bu geyiği yapanlar derler ki istanbul'da tek bir hakim rüzgâr olmadığı için insanları da şehrin kendisi kadar karmaşıktır, şaşırtıcıdır, kişilikler bölük pörçüktür. aynı anda hem mutlu hem depresif olabilir, birkaç rüzgâr arasında kalıp afallayabilir, bir rüzgârla yelkenlerini şişirip yola devam ederken, diğeriyle alabora olabilir insan bu şehirde.

şehir şimdi bütün gücüyle esen rüzgârların etkisindeyken benim de biraz karışık, biraz ağlamaklı, güçsüz ama patlamaya meyilli olmam anlaşılır bir şeydir herhalde, böyle anlamak istediğim sürece. hem yağmurla ıslatıldığı için bu rüzgârları daha da ciddiye alabilir, tüm yükümü onların kanatlarına yığabilirim. fizikle bile çelişmemiş olurum şüphesiz.


*: o kadar garanti bir başlıktı ki utandım "emotional weather report" yazmaya.. kısaltması en azından saçma oldu.

2 Eylül 2009 Çarşamba

yerinde duramamak

yerinde duramamak, oyungezer'in karakterini anlatmak için seçtiğimiz ve bence derginin en önemli özelliği. bilmiyorum bütün o eğlenceye vuran, bir şeylere inceden giydiren, hiçbir şeyi o kadar da ciddiye almayan havası içindeki huzursuzluğu, kıpırdanmayı, kendini aşma çabasını okurları da görebiliyor mu ama mesela bana her ay kök söktüren bir tavır bu. hayır bir manifestomuz falan da yok, belki de bu kuralsızlık içinde böylesine güzel sayfalar yeşeriyor, bilmiyorum (biliyorum ama çözmek istemiyorum bu dergiyi, manik depresif hallerini seviyorum, elinden tutup psikiyatra götürsek "borderline olmuş bu gariban, hii yazık" teşhisi koyacak, eminim).

neyse, dergiden konuşmayacağım. sadece o yerinde duramama huzursuzluğunu öyle çok hissediyorum ki içimde, bu sloganı kendime mal edip (serpil - yerinde duramayan dert kumkuması gibi) arkama bakmadan kaçmak istiyorum. gidilecek yer neresi ("nowhere"den başka), çalınacak kapı hangisi (alttan kaçıncı zil?), bir yerde durmak mı yoksa daha da gitmek mi (durmak, nefeslenmek biraz lütfen).. biraz yolculuk, sığınacak bir omuz, huzursuzluğu yatıştıracak sessiz birkaç dakika. bazen bütün bir rüyanın ana fikri bu (tam hatırlamıyorum ama dakikalar vardı, çok güzel, çok huzurlulardı). saatleri ayarlama enstitüsünün maneviyatına saygılarımla...